gence

Atatürk’ün adını önemli bir bulvarlarına verdiklerini gördüğümde beni çok mutlu eden Azerbaycan’ın bu düzenli ve sakin şehri görülmeyi hak eden özelliklere sahip. Azerbaycan’da görülmeye değer şehir sayısı bir elin parmağını geçmeyecek sayıda olduğu bazı kaynaklarda belirtiliyor. Bu şehir dost, yardımsever, kardeş, hoşgörülü ve samimi insanların diyarı.

Gence 1 milyonun üzerinde nüfusuyla Azerbaycan’ın ikinci büyük şehri olup tarihi 5. Yüzyıla kadar gitmekteymiş. Gence adı “geniş, bol” anlamına gelen “gan” sözcüğünden geliyormuş. “Dede Korkut Hikayeleri’nde” de buradan sıklıkla söz edilmekteymiş. Nüfusun %98’ini Azerbaycan Türkleri oluşturuyor, az sayıda Rus, Ukraynalı ve Tatar nüfusu da bulunmaktaymış.

1578-1590 Osmanlı-İran Savaşı ile 1578’de Osmanlının eline geçen Gence, 1606’da Şah I. Abbas tarafından geri alınmış. Gence Hanlığı, Nadir Şah’ın öldürülmesinin ardından kurulan hanlıklardan biri olmuş. Bölgede hüküm süren hanlık 19. yüzyılda Kafkaslara inen Rusların Gence Hanı Cevad Han’ı öldürmesi ile son bulmuş.

1804 yılında şehrin ismi Çar’ın eşinin ismi olan Yelizavetpol olarak değiştirilmiş. 1918 yılında eski ismine kavuşan Gence, 1918 – 1920 yılları arasında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ne başkentlik yapmış. Azerbaycan’ın ilk Parlamentosunun toplandığı bina, şimdilerde Azerbaycan Devlet Aqrar yani Tarım Üniversitesi olarak faaliyet göstermekteymiş. 1935-1989 yıllarında da Bolşevik lider Sergey Kirov’a atfen Kirovabad ismini almış. Gence, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Azerbaycan’ın en önemli şehirlerinden biri olmuş.

Şehir Kür Nehri’nin güneyinde verimli toprakları ile  zengin bir bölgede yer alıyor. Gence uzun süre Azerbaycan’ın sanayi merkezlerinden birisi olmuş. Batı Azerbaycan’ın ekonomik merkezi olarak ülke için büyük değer taşıyor. Özellikle metalurji konusunda dev tesislere sahip. Şehrin yakınlarındaki madenlerden çıkarılan cevherler bu tesislerde işleniyor. Özellikle alüminyum ve bakır madenleri ön plana çıkmış. Şehirde ayrıca porselen sanayi ve ipekçilik de gelişmiş. İpek böcekçiliği ve kozadan ipek üretimi Gence’de geleneksel bir iş koluymuş. Tabii ki, tarım ürünleri ve şarap yapımı gibi diğer tarımsal faaliyetler de şehirde sürdürülüyormuş.

Bir zamanlar Kafkaslar’ın en popüler halı pazarlarından birine sahip olan Gence, geometrik desenli, düğümlü el dokuması halıları ile ün yapmış. Kafkas halılarının en güzel örneklerinin dokunduğu bu bölgede, Şirvan, Karabağ ve Kazak halıları yanında Anadolu halıları da üretiliyormuş.

Azerbaycanlılar Türkçe konuşuyor ancak hem şive hem de kelimelerin farklı anlamları olmaları nedeniyle konuşmalarının çoğunu anlaşılamıyor. Onlar Türk televizyonu izledikleri için bizi anlamakta sorun yaşamıyorlar. Bazen konuştuklarını anlayabilmek için bir kaç kere tekrarlatma gereği duyduğumu itiraf etmeliyim. Bazı kelime ve cümlelerini yazarsam durum daha anlaşılır olur sanırım.

Merhaba – Salam
Teşekkür ederim – Saghol
Pardon – Uzr isteyirem
Lütfen – Khaish edirem
Evet – Beli
Hayır – Yokh
Para – Pul
Yardım edin – Komek edin
Anlamadım – Basha dushmedim
Bu kaçadır – Bu necheyedir

Kelime anlamlarıyla ilgili birkaç da fıkra gibi gerçek konuşmalardan bahsediliyor. Bunu da sohbetini yaptığım Şeki şehrinde anlatacağım. Şimdi hep beraber Gence’ye gidelim.

Kırmızı Köprü adı verilen Gürcistan-Azerbaycan sınır kapısından geçtikten sonra bir anda etrafımı döviz bozduran satıcılar çevirdi. Zaten ben de ulaşımda kullanmak üzere Azerbaycan para birimi  Manat almak zorundaydım. 100 Euro bozdurarak karşılığında 185 Manat aldım. Yolun biraz ilerisinde bir tentenin altına banklar konulmuş ve herkes gitmek istediği yere doğru bir aracın hareket etmesini bekliyordu. Daha önceden öğrendiğime göre burada dört kişi gidecek aracın ücreti paylaşılabiliyormuş. Ben de banka oturarak beklemeye başladım. Birazdan bir genç yaklaştı Gence’de işi olduğunu, araç dolmasa da gitmek zorunda olduğunu söyledi. Ben de 10 Manattan ödemek istediğimi belirtince beni araca bindirip başka yolcu bulmaya gitti. Yaklaşık 10 dakika sonra bir kişiyle birlikte geri döndü ve Gence yoluna koyulduk. Diğer yolcu Gence’ye gelmeden önce indi. Şoför beni kalacağım pansiyona kadar götürebileceğini ve bunun için de ilave olarak 5 Manat alacağını söyledi. Zaten Gence’de taksiye bineceğim için bu teklifini kabul ettim. 

Pansiyon turistik Cevat Han Caddesi üzerindeydi. Bana güzel büyük bir oda ayırmışlar. Aylar önce rezervasyon yaptırdığım için   2 gece için sadece 35 Manat ödedim.

Biraz odada dinlendikten sonra çevreyi gezmeye çıktım.Taksiden indiğim tarafa doğru yürüdüm ve karşıma Şair Nizami Gencevi Heykeli çıktı.

12. yüzyılda yaşayan Nizami Gencevi, Selçuklular devrinde İran’ın en büyük şairi imiş. Beş adet mesnevinin birleşmesine “hamse” adı veriliyormuş. Nizami ilk kez beş mesnevî yazarak ortaya bir Hamse çıkarmış. Bu mesneviler İran ve Türk şairlerince örnek alınmış. Azerbaycan’da ve özellikle Gence’de 12. yüzyıldan bugünlere kadar önemini kaybetmeyen Nizami, meşhur “Leyla ile Mecnun” mesnevisinin yazarı. Şairin bir başka ünlü eseri de “Hüsrev ile Şirin”. Şair eserlerinin çoğunu Farsça yazmış. Gence’de doğan ve bu yüzden Gencevi soyadını alan şaire Genceliler çok önem veriyorlar. Şehirde Nizami’nin heykeli, anıtı ve mezarı var. 

Heykelin birkaç fotoğrafını çektikten sonra ileride gözüken Kiliseye doğru yürüdüm.

Ahmad Jamil Caddesinde bulunan Lutheryan Kilisesi günümüze oldukça sağlam bir şekilde kalmış. 1826-1828 Rus-İran ve 1828-1829 Rus-Türk savaşı sonrasında Almanlar Gence’ye ilerlemiş. Bu Lutheryan Kilisesi Almanlar tarafından 1885 yılında yaptırılmış. 1897 yılında 103 Alman Gence’de yaşıyormuş. Kilise 1941 yılına kadar bir ibadete açıkmış, günümüzde ise “Devlet Kukla Tiyatrosu” olarak kullanılmakta.

Biraz ileride güzel bir sürprizle karşılaştım. Genceliler Atatürk’e verdikleri değeri en büyük bulvarlarından birine ismini vererek göstermişler. Yanında da büyük puntolarla büstünü de ekleyerek “Bu Bulvar Türk Halkının büyük oğlu Atatürk’ün adını taşıyor” yazmışlar. Gerçekten çok duygulandım bravo onlara!

Pazar günü şehri keşfetmek için yollara düştüm. Bir gün önce gittiğim rotanın tam tersi istikametine doğru yürüdüm. Böylece kendimi bir anda tarihi merkezin ortasında buldum. Ancak ortalık toz dumandı. Opera Binası‘nın restorasyonu yapılıyordu. Opera Binası tozun toprağın arasında yine de çok güzel gözüküyordu. İki tarafındaki kulelerin tepesinde ve binanın ön yüzünde heykeller ve heykellerle bezenmiş fıskiyeler bulunuyor.

Opera Binasının hemen önündeki alanda Şah Abbas Kompleksi bulunuyor. Bunlardan Cuma Cami önemli bir kültür mirasıymış. İran Şahı I.Abbas 1606 yılında Gence’yi ele geçirdiğinde kenti yakıp yıkmış. Yeni şehrin 8 km uzakta bir yere kurulmasını ve orada bir cami inşa edilmesini emretmiş. Ancak Genceliler eski yerleşim yerinden göç etmeyi kabul etmemişler. Bunun üzerine, Şah Abbas camiyi bugünkü yerine yaptırmış. Zarifçe gökyüzüne süzülen çifte minareleriyle Cuma Cami Gence’nin en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. Caminin külliyesinde bir hamam, medrese ve mezarlık bulunmakta.

Kırmızı tuğladan yapılmış olan Cuma Cami mimari olarak çok güzel ve ilgi çekici işlemeleri de görülmeye değer. Caminin içinde köşelere de idare odaları yerleştirilmiş.

Caminin hemen yanında Gence için çok önemli bir kahraman,  Cevat Han Türbesi bulunmakta. Nadir Şah’ın ölümünden sonra bölgedeki İran hakimiyeti zayıflamış. İran Türkleri bağımsız 20 hanlık kurmuşlar. Ancak 18. Yüzyılın sonundan başlayarak 20. yüzyılın başına kadar Rus Çarlığı’nın Güney Kafkasya’yı işgali nedeniyle bu hanlıklar hep Ruslarla mücadele etmek zorunda kalmışlar. İşte Ruslarla ilk karşılaşan Gence Hanı da Cevat Han olmuş. Cevat Han 30 bin kişilik Rus ordusuna karşı Gence’yi bir avuç silahlı kuvveti ile savunmuş. Rus ordusunun aylarca süren tecridine rağmen Gence’yi terk etmeyen Cevat Han, bu kararlılığını Rus Komutanı Sifyanov’a gönderdiği mesajda şöyle ifade etmiş: “Gence’nin anahtarlarını size vermektense ölmeyi tercih ederim. Gence’yi almak için hem benim hem de oğullarımın cesetleri üzerinden geçmeniz gerekir.” Maalesef eşitsiz koşullarda yapılan savaş sonrasında Cevat Han ve üç oğlu şehit düşmüş ve Gence de 1804’de Rus ordusu tarafından işgal edilmiş. İşte Cevad Hanın mezarı bu tuğlayla örülmüş türbede bulunuyormuş.

Yine bu komplekste Çökek Hamamı bulunmakta. Hamam kadın erkek girişleri farklı taraftan yapılacak şekilde inşa edilmiş.

Bu kompleks kentin en önemli sembollerinden biri olup turistlerin uğrak noktası olarak bilinmekteymiş.

Burayı da gezdikten sonra Opera Binasının önünden daha ileriye doğru yürüyerek Atatürk Bulvarına ulaştım. İki caddenin kesiştiği noktada Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Parlamentosu’na ilk kez 1918 yılında ev sahipliği yapmış güzel bina bulunuyordu. Gence bir dönem başkent de olduğu için haliyle parlamento da burada toplanıyormuş. Bugün bina Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi olarak kullanılmakta.

Cadde üzerinde bir müze gördüm ve bağımsızlık adını görünce bari burayı gezeyim dedim.

Kapıyı açmaya çalıştım ama açılmadı. Yan taraftaki binaya girerek müzenin açık olup olmadığını sordum. Bir görevli dışarı çıkıp müzenin penceresine eliyle vurdu ve bir kız kapıya geldi. Aslında müze kapalıymış ancak şehir dışından gelen misafirleri gezdirmek için orada bulunuyormuş. Beni de kırmadı ve bütün müzeyi coşkulu bir anlatımla gezdirdi. İsmini unuttuğum yüzü ve yüreği güzel bu Genceli kızımıza şükranlarımı sunuyorum.

Öncelikle Müzede Atatürk resmi ve Türk başbakanlarla çeşitli ziyaretlerde çekilmiş fotoğraflar da vardı. Büyük ve eşsiz bir savaş kazanarak yeni bir ülke kurmuş olan Atatürk’ümüzü kendi Cumhurbaşkanları Haydar Aliyev’le eşdeğer tutan yaklaşımlarıyla fotoğraflar yan yana konmuş. Şüphesiz ki her ülkenin kendi ataları, kendi büyükleri, kurucuları onlar için değerlidir ama Atatürk’ün yeri bir başka tabii ki.

Şimdi çok azını buraya koyabildiğim müze fotoğraflarına bakalım isterseniz.

Buradan çıktıktan sonra yakınlardaki Han Bağı tarihi parka doğru yürüdüm. Yürürken Azerbaycanlı bir grup kadının arasından birisi yanıma yaklaşarak benimle sohbet etmeye başladı. Bizi çok sevdiklerinden, dizilerden falan aklınıza ne gelirse anlatıyordu. Güne gidiyorlarmış ve arkadaşları ileride onu bekliyordu. Uzun uzun konuştuktan sonra veda edip ayrıldı. Azerbaycanlılar çok candan ve güleryüzlü insanlar.

Kısa bir yürüyüş sonrasında parka ulaştım. Han Bağı sadece Azerbaycan’ın değil Kafkasların en eski parklarından biriymiş. Park 1700 yılında kurulmuş ve Gence’nin son hanı Cevad Han’ın anısına  “Han Bağı” olarak isimlendirilmiş. Bugün 7 hektarlık bir alanda yerel ve yurt dışından getirilen pek çok bitkiye ev sahipliği yapayor park. Şehrin merkezinde olduğu için insanların nefes alacağı, dinleneceği ve çocuklarını gezdirebileceği bir alan olmuş.

Parkın içinde 350 kişilik bir tiyatro, 2 şadırvan ve dekoratif ağaçlar var. Parkta ayrıca, Azerbaycan’ın ünlü kadın şairi Nigar Rafibeyli ve Sovyetler Birliği kahramanı İsrafil Mammadov’un anıtları yer alıyor.

Şah Abbas Camisi’nden ileriye doğru yürüdüğümde Haydar Aliyev Meydanı’na ulaştım.

Bu Meydanın bir tarafında da Gence’nin görkemli Hükümet Binası bulunuyordu.

Yolun sağ tarafında önündeki heykellerle çok şık gözüken Akademi Müzesi.

Gence Devlet Üniversitesi binasının güzelliğine bakar mısınız!

Yol üstünde şehrin ilgi çekici tarihi eserlerinden olan Kervansaray‘a ulaştım. Restorasyon nedeniyle içini gezemedim.

Yolun başında bulunan polislere Rus Kilisesi’nin yerini sordum. Onlar da birkaç kişiye sorarak bana yolu tarif ettiler. Türkçe konuşunca hemen herkes çok yardımcı oluyor.

Biraz sapa bir noktada bulunan kiliseyi en nihayet buldum. Şehirde yaşayan Ortodokslardan kalan Rus Ortodoks Kilisesi kentte görülebilecek az sayıdaki Hristiyan mimari örneklerinden biriymiş. Alexander Nevsky  Kilisesi 1887 yılında inşa edilmiş. Eski bir mezarlık bölgesinde inşa edilmiş.

Kilise Bizans mimari stilinde yapılmış ve inşasında plinfa tuğlalar kullanılmış. 1931 yılında kilise kapatılmış ve 1935-1938 yılları arasında yerel tarih müzesi olarak kullanılmış. 1946 yılında kilise yeniden ibadete açılmış. Kilisenin içindeki ilk döneme ait ikonalar iyi korunmuş durumda. Bunlardan en önemlisi Aziz Alexander Nevsky ve Mary Magdelene’nin ikonalarıymış. Şansızlığıma bakın ki hafta sonu olduğu için kapalıydı ve içini göremedim. Ertesi gün gelirim diye düşündüm ama fırsat bulup gidemedim. Kilise  giriş ücreti 5 Manat.

Buradan daha ileriye yürüyüp farklı bir yoldan ana yola dönmek istedim. İyi ki de öyle yapmışım ve Şişe Evi görmüş oldum. Şişe ev ya da Butulka Ev’in ilginç bir mimari yapısı bulunmakta. Binanın yapımında tuğla ile birlikte 48.000 cam şişe kullanılmış.

Gence’de oturan İbrahim Jafarov 1966-1967 yıllarında değişik ebat ve şekillerde cam şişeler kullanarak evi inşa etmiş. Bunun yanında ayrıca Soçi’den getirilen renkli taşlar da evin yapımında kullanılmış. İbrahim Jafarov bu evi II. Dünya Savaşı’nda kaybolan erkek kardeşinin anısına inşa etmiş. Evin saçaklarında bir erkek resmi kullanılmış, kardeşine ait olsa gerek. Her yıl yüzlerce turist bu evi görmek için burayı ziyaret ediyormuş. Evin içinin de dışı gibi ilgi çekici bir tarzda inşa edildiği söyleniyor ancak zamanım olmadığı için evin içini görme şansım olmadı.

Akşam olmak üzereydi ve Haydar Aliyev Parkı‘na gitmeyi planladım. Haydar Aliyev Park Kompleksi Azerbaycan ve Kafkasların en büyük, dünyadaki parklarda da beşinci en büyük park olarak gösteriliyor. Toplam alanı 450 hektar. Parkın girişinde 38 metre yüksekliğinde bir zafer takı bulunuyor.

Komplekste neler mi var? Cafeler, eğlence merkezleri, dinlenme alanları, bisiklet kiralama, çocuk eğlence alanları, konser alanları gibi çok çeşitli etkinlik alanları.

Park bu kadar büyük olunca, gezmek için gezinti araçları da bulunuyor. Uzun süre yürüdüm ve bir müzik sesi duyunca o tarafa yöneldim. Amfi şeklinde açık bir alanda sahnede bir grup çalıyordu.

Burası da Haydar Aliyev Kültür Merkezi.

Parkın içinde çok sayıda Maraş dondurmacısı vardı ve birinden dondurma alarak yürümeye başladım. Zafer Takı ışıklandırıldığında da ayrı bir güzelliği vardı.

Ertesi gün Gence’de son günüme Mahsati Ganjavi Merkezi ile başladım.  Kültür Merkezine giriş ücreti 2 Manat olup yine rehber eşliğinde gezdim.

Ettarlar Caddes’inde bulunan Mahsati Ganjavi Merkezi’nde Mahsati zamanıyla ilgili ulusal kıyafetlerin sergilendiği salonlar, sanat galerileri, Mahsati Ganjavi’ye atfedilen çeşitli görüntüler ve onun rubayileri bulunmaktadır. Minyatürler ve sanat çalışmaları bir projektörle sergilenmektedir.

Burayı gezdikten sonra bana çok önerilen Tarih Müzesini de gezeyim istedim. Artık çok vaktim kalmadığından adeta koşar adımlarla müzeye doğru gittim. Gence Tarih ve Etnoğrafya Müzesi Atatürk Prospekti 244 numarada bulunuyor. Kapıyı açtığımda ortalıkta hiç kimse bulunmadığından seslenmek zorunda kaldım. İçerilerden bir adam çıka gelip üst katın kapalı olduğunu ancak alt katı gezdirebileceğini söyledi. Rehberlik yaparak her şeyi uzun uzadıya anlattı. Çok ilginç eserleri görme şansım oldu.

Tarih Müzesine fotoğraf çekmek için 2 Manat dahil toplam 4 Manat verdim.

Gezimizin sonunda biraz da resimlerle Gence sokaklarında dolaşalım.

Gence sokaklarında dolaşırken asıl ilgimi çeken birbirinden hoş heykellerdi.

Son Söz
Ülkemizde çok bilinmeyen bu güzel şehri gezmeye doyamadım. Bizim kültürümüze yakın, neredeyse aynı dili konuştuğumuz, samimi ve dostane insanlar tanıyabileceğiniz ve ülkemize de yakın olan Gence şehri seyahat seçenekleriniz arasında iyi bir tercih olabilir. Gitmenizi ve görmenizi öneririm.

Yorumunuzu Buraya Yazabilirsiniz

Yorumunuzu Giiniz
Please enter your name here