Baku

‘Uzaklara gitmek, denizler, sınırlar, ülkeler, inançlar aşmak fırsatı çıktığı zaman hiç duraksama. ‘ Amin Maalouf

Bende Kalanlar

Yirmi beş yıl önce başladı benim Bakü ile tanışmam. Çeşitli projeler kapsamında bir çok kez gidip geldiğim bu şehri ilk gittiğim anda çok sevdim. Daha sonra, özellikle, dekanlık yaptığım dönemde 2006 – 2012 yıllarında Hacettepe Üniversitesi – Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi ile yaptığımız karşılıklı işbirliği anlaşması ile çok sık gidip gelmeye başladım. Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi ile gerçekleştirdiğimiz karşılıklı konferanslar, toplantılar ve projelerimiz, son dönemde Hazar Üniversitesi, Azerbaycan Teknik Üniversitesi ile yaptığımız çalışmalarımız Bakü’yü daha da güzelleştirdi benim için. Her Bakü ziyaretim keyifli zaman geçirmeme, renkli anılar biriktirmeme neden oldu. Beni en çok etkileyen ise, Bakülü dostlarımın kadirşinaslıklarıdır.  Bana çıkarsız ilişki, dostluk ve vefanın ne olduğunu hatırlatmış, ‘dünden bugüne taşıdığımız ne var?’ sorusunu düşünmeme neden olmuşlardır. Vefa kavramını hep önemseriz, önemli olduğunu savunuruz ve hatta vefalı olduğumuzu da düşünürüz. Peki gerçekten öyle miyiz? Kaçımız hayatımıza dokunmuş, bize bir şekilde küçük ya da büyük bir iyilik yapmış, bir şekilde yaşamımızı kolaylaştırmış ya da hayatımıza şöyle ya da böyle katkıda bulunmuş kişileri hatırlıyoruz? Yoksa “zaten bizim hakkımızdı, yapılması gerekiyordu diye düşünüp, yapılanları unutmayı mı yeğliyoruz? Tüm bunlar için hiç teşekkür ettiniz mi? O zaman Bakü’ye gidin derim, bazı kavramların içinin nasıl dolduğunu göreceksiniz.

Yüksek bir tepe üzerinde, amfi tiyatro biçiminde kurulan Bakü, Hazar manzarasına açılır. Hazar Denizi’nin batı kıyısında Apşeron Yarımadası’nın güneyinde, Bakü Körfezi’nin oluşturduğu geniş yayın üzerinde yer alan Bakü’ye halk arasında ‘Külekler Şeheri’ yani ‘Rüzgarlar Şehri’ diyorlar. Gerçekten de bu ülkede özellikle Başkent Bakü’de rüzgar kesilmek nedir bilmez. Evlerde çatı olmadığı hemen dikkatinizi çekecektir. Bütün mevsimlerde görülen rüzgar özellikle kış aylarında zaman zaman sokakta yürümeyi imkansız hale getirebiliyor.

Yapılan arkeolojik kazılar sonucunda Bakü’nün İsa’dan önce yerleşim bölgesi olduğu anlaşılmıştır. Bakü şehrinin ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmemektedir. Ancak Bakü’nün ismi onun bütün özelliklerini çağrıştırmaktadır. Ateşperestlere göre, Baku- Ateşli Ada, Hintlilere göre Bagu- hakikate doğru anlamına gelmektedir. Bazı görüşlere göre Bakü- Badu Küba, Farsça büyük rüzgarlar şehri sözünden türetilmiştir. Ve nihayetinde Azerbaycanlılar şehirlerine Bakı (Baki)- ebedi demektedirler.

Bu bölgede 11. yüzyılda Şirvan Şahlar, 13. ve 14. yüzyıllarda Moğollar yaşamışlardır. 1723’de Ruslar, 1735 de İranlılar, 1806’da tekrar Ruslar Bakü şehrini ele geçirmişlerdir. 11. yüzyılda Şirvan Şahları’nın başkenti iken, ülkenin tek limanı olduğundan, ticaret merkezi konumuna gelmiştir. Gelişen ticaret nedeniyle küçük şehrin sokakları, meydanları ve limanları gelenlerle dolup taşmış ve bütün bunlar şehrin büyümesine neden olmuştur.

Bakü şehrine yolu düşenlerin ilk dikkatini çekecek şey muazzam binalarıdır. 1870’lerden itibaren yapılmaya başlayan ve bugün sapasağlam ayakta olan sayısız bina hem ihtişamı hem de süslemesiyle meraklıları derhal etkisi altına alıyor. Bakü mimarisi eski ile yeninin bir araya gelişine güzel bir örnek teşkil ediyor.

İçeri Şehir (eski şehir) merkezindeki tarihi binalarla, 20. yüzyılın başında inşa edilen şehrin modern yüzünü temsil eden binalar iç içe geçmiş durumda. Bakü’nün ana tarihi bölgesi “İçeri Şehir” ya da Azerbaycan Türklerinin deyimiyle “Köhne Şehir”dir.

Azerbaycan Türklerinin milli kimliklerinden bahsedince ilk akla gelen sözcük  “Azeri” oluyor. Azeri, Azeriler ya da Azeri Türkü olarak söz ediyoruz. Azeri kelimesi ilk bakışta Azerbaycan kelimesinin kısaltılmışı gibi görünse de doğru ifade “Azerbaycan Türkü” ya da “Azerbaycanlı” ifadesidir. Azeriler İran’da yaşamış Farsça konuşan ve etnik fars milletine mensup, ateşe tapan bir topluluk.

İçeri Şehir

12. yüzyılda beş büyük kapısı olan surlarla kuşatılmış İçeri Şeher (Köhne Bakı) bir yerleşim merkezidir. İslami yapılar ve Sovyet mimarisi iç içe. Her yanı taştan yapılmış İçeri Şeher’in sokaklarında gezerken tarihin kokusunu duyacaksınız.

Eski dönemlerde ve Orta Çağ’da Çin’den Orta ve Ön Asya ülkelerine giden, insanlık tarihinde  kıtalararası ticaret ve diplomasi yolu olarak değerlendirilen kervan yolu (Tarihi İpek Yolu), Çin’den başlayıp,  birçok ülkeden geçmiştir. Bu büyük ticaret karayolunun önemli düğüm noktalarından bir tanesi de Azerbaycan olmuş. Doğu ve Batıyı birleştiren İpek Yolu’nun (en büyük ticaret yolu) İçeri  Şeher ve çevresinde bıraktığı birçok eser bulunuyor.

İçeride çok sayıda tarihi binanın yanında müze ve ziyaretçiler için çay bahçesi, lokanta, alışveriş merkezi bulmak mümkün. “İçeri Şeher”, yontma taş devrinden bu yana nice yerleşime tanıklık etmiş; (Sasaniler, Araplar, Persler, Şirvanlar, Osmanlılar ve Ruslar) ve eski binaları, labirenti andıran dar sokakları ile ilginç bir görünüm sergilemektedir. İçeri Şehir tüm tarihi yapıları, sanat galerileri ile tam bir açık hava müzesi. Bakü’lüler, kentin çekirdek tarihi dokusu “İçeri Şeher”i alabildiğine korumaya çalışmaktadır. 12. Yüzyıl yapısı duvarları ve yapıları günümüze gelebilmiş bu doku 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almış, ancak iyi korunamadığı için 2003 yılında Tehlike Altında Olan Dünya Mirasları listesine alınmıştır.  Parke taş döşeli sokaklarında kaybolmak; hediyelik eşya dükkanlarını ve halıcıları gezmek; restoran ve kafelerinde oturup kahve ya da lezzetli yemekler eşliğinde  bulunduğunuz mekanın keyfini çıkarmak inanılmaz.

Bakü’nün simgesi olan Kız Kulesi – Giz Galasy, tarihi Sümerlere kadar uzanan kale 12. yüzyıl eseri, yontma taş ile inşa edilmiş. Yaklaşık 30 metre uzunluğunda ve sekiz katlı olan bu yapı şehrin simgesi olarak bilinir.  ХII. yüzyılda mimar Masud ibn Davut tarafından inşa edilen Kız Kulesi, bölgenin gözde yapılarından biri.  Kulenin gövdesi kireç taşından yapılmış olup içe meyilli yatay taş sıraları ve kaburgalı cephe görünümüne sahip.  Son düzenlemelerle denizden bir hayli uzaklaşmış ve halen koruma altında. Eski bir Zerdüşt Tapınağı olduğu düşünülen kale, tarih içerisinde deniz feneri, savunma kalesi ve rasathane olarak kullanılmış.

Hakkında pek çok efsanenin anlatıldığı Kulede erkek kardeşi tarafından hapsedilen bir kız yaşarmış. Tutsak kız çok mutsuzmuş ve bu azaba dayanamamış, günün birinde kendini kaleden Hazar Denizi’nin şefkatli kollarına bırakmış. Bu yüzden Kız Kulesi olmuş adı. Bir başka söylenti de hiçbir zaman düşmanlar tarafından ele geçirilemediğinden kale halk arasında bakirelik sembolü olarak Kız Kulesi diye adlandırılıyormuş. Üçüncü bir görüşte önce “Göz Kalesi” adlandırılmış, zamanla bu isim halk deyiminde değişerek “Kız Kulesi” şeklini almış. Hangisini kabul edeceğiniz artık size kalmış.

Azerbaycan paralarında ve bazı resmi belgelerde sembol olarak görülen sekiz katlı kulenin  her katı yontma taşlarla inşa edilmiş bugün hediyelik eşya butikleri ve sergiler yer alıyor  Kalenin etrafında  bir Ortaçağ Hamamı kalıntıları,  bir Kervansaray (şu anda restoran olarak kullanılıyor), Sink Kale Camii, Hoşa Kale Kapısı, Cuma Meşhed Minaresi bulunuyor. Havadan “Q” şeklinde görünen kulenin terasından bütün Bakü’yü seyretmek muhteşem.

Şehrin en ünlü tarihi ve mimarlık eseri olan Şirvan Şahlar Sarayı, gerek yerli gerekse yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biri.  15. yüzyılda  inşa edilen Şirvanlarşahlar hanedanının şahı İbrahim Halilullah’ın döneminde yapılmış. İki katlı bu saray, Bakü’nün Şirvan Şahları’na başkentlik yaptığını gösteren ihtişamlı mimari örneğidir. Günümüze kadar güzelliğibnni koruyan Şirvan Şahlar Sarayı taş mimarisinin benzersiz örneklerinden biri olarak sayılmakta ve bugün müze olarak kullanılmaktadır. UNESCO Dünya Mirası (Tarihi Eserler) Listesi’nde bulunan Külliye, ana saray binasından, divanhaneden (ziyafet salonu), mezar tonozlarından, minareli bir camiden, felsefeci ve düşünür Seyid Yahya Baküvi’nin türbesinden, Murad Kapısı’ndan, bir su deposu ve hamam kalıntılarından oluşmaktadır.

Dünyanın ilk ve tek Minyatür Kitap Müzesi, İçeri Şehir’de yer almaktadır. Müzede sergilenen kitaplar, dünyanın en büyük minyatür kitap koleksiyonu olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Müzenin kurucusu,  koleksiyonun sahibi ve müze müdürü Zarife Salahova’dır.  Sadece 7,5 cm den küçük kitapların minyatür kabul edildiği müzede 5600 kitap bulunmaktadır. Müzede, 71 ülkede basılmış kitapların her birinin bulunduğu bölümün üstünde, hangi ülkelerden olduğunu belirtmek için o ülkenin bayrağı yer almaktadır.

İçeri Şehir’in çevresinde, körfezi çevreleyen tepelerin yamaçlarında yeni ve modern Bakü’nün geniş caddelerinde eski binalar ile yeni binalar iç içedir. Çoğunlukla üç katlı olmasına karşın, bu taş binalar modern mimari örneği beş katlı bir binayla aşağı yukarı aynı yüksekliktedir. Binaları süsleyen bol miktarda heykel ve kabartmalar, kemerleri ve bina yüzeyinde çeşitli süslemeler bulunmaktadır. Bu binalar ilk petrol zengini Bakülülerin kente çağırdığı Alman ve Rus mimarlar tarafından yapılmış anıtsal/devasa yapılardır. Bu binalardaki balkon ve kapı süslemelerinin de bir o kadar etkileyici olduğunu görebilirsiniz.

Şehirdeki önemli mimari eserlerden bir kısmı II. Dünya Savaşı yıllarında özellikle Alman esirlerden yararlanılarak yapılmış. Bu dönemin en ünlü binası kuşkusuz Azadlık (eski Lenin) Meydanındaki Hükümet Binasıdır. Yeni Bakü ile neredeyse özdeşleşen bu bina estetiğiyle göz kamaştırmaktadır.

Bakü’nün belirgin özelliklerinden biri de hemen her caddenin, her sokağın başında son derece geniş, ağaçlarla ve banklarla tam bir dinlenme alanı olarak düzenlenmiş, çok miktarda park bulunmasıdır.

Sahil  boyu,  yaklaşık 150 – 200 metre genişlikte park ve dinlenme alanı olarak düzenlenmiş hat boyunca, akşam üstleri ve hafta sonları rengarenk insan manzaraları görebilirsiniz. Bakü sahilinde geniş çaplı onarım çalışmaları yürütülmüş, milli park daha büyük ve rengarenk görünüme kavuşmuş, burada bulunan birçok tesis yeniden tamir edilerek onarılmıştır. Milli Park alanının büyüklüğüne göre Paris’te Sen Nehri kıyısındaki parktan sonra Avrupa’da ikinci sırada yer almakta.  Fıskiyeler, geleneksel milli üçlü (tar, kemençe ve tef ) müzik aletleri biçiminde tasarlanmış mimarisiyle Muğam Merkezi, L. Kerimov Halı Müzesi sahil boyunca yer alan ve görülmesi gereken yerlerdir. Yeni bulvar eski bulvarın uyumlu bir şekilde devamı olarak tasarlanmıştır.

2012 yılında Azerbaycan’da Eurovision yarışması düzenlenmiş, bu amaçla Kristal Salon “Crystall-Hall – Bakı Kristal Zalı’ inşa edilmiştir. Bu çok fonksiyonlu arenada, konser, spor müsabakaları ve çeşitli etkinlikleri izleyebilirsiniz. Adının hakkını verecek nitelikteki ışıklandırmalarının Hazar Denizi üzerinde yansıması ise görülmeye değer.

Hazar sahili boyunca birkaç kilometre uzayan Bakü Bulvarı yukarıda da söz ettiğim gibi,  her zaman aile gezileri, sevgililerin buluşması ve yaşlıların dinlenmesi, bisiklet ve yürüyüş yolları, çocuk bahçeleri ile en çok tercih edilen bir mekandır. Bunun dışında söz konusu mekanın yeşil alanları bitki ve ağaç çeşitleriyle de oldukça zengindir.   

Bulvardan sonra Azerbaycan Devlet Bayrağı Meydanı başlar. Bulvar ve Bayrak Meydanı bir bütünün parçaları olup iç içe geçmiş bir gezi alanı oluşturur.  Azerbaycan ülkesinin birlik ve bütünlüğünün simgesi olarak tanımlanan bayrak direğinin yüksekliği 162 metre olup toplam ağırlığı 220 ton, bayrağın eni 35 metre, uzunluğu 70 metre, toplam alanı 2450 metrekare, ağırlığı ise yaklaşık 350 kilo olup, Guinness tarafından,  Azerbaycan bayrak direğinin dünyada en yüksek bayrak direği olduğu onaylanmıştır.

Bakü ve Azerbaycan’ın en ünlü kuleleri olarak Alev ya da Ateş Kuleleri adını en önemli zenginliklerinden biri olan petrol ve doğalgaz alevlerinden almış. Yapıldığı günden bu yana büyük beğeni toplasa da, zaman zaman eleştiri oklarının  hedefinde de yer almakta.  Bakü’nün kültürel yapısına zarar verdiği, kuleler için harcanan paranın israf olduğu gelen eleştirilerin başında yer almaktadır. 190 metre uzunluğundaki Alev Kuleleri, Bakü’nün hemen hemen her tarafından görünmektedir. Bakü’de karanlık çöktüğünde ışıklandırmalarıyla dikkat çeken Alev Kuleleri, özel günlerde günün anlam ve önemine uygun renklerle ışıklandırılıyor. 2012 yılında tamamlanan kuleler otel, ofis ve rezidans olarak hizmet veriyor.

Canlı Bakü’yü yerinde görmek için gidilecek adres şehrin en büyük meydanlarından, Bakü’nün buluşma noktası Fıskiyeler (Fevvareler) Meydanı’dır.  Etrafı parklarla çevrili geniş bir yaya bölgesi ve lüks mağazalardan alışveriş yapılabilen bir alan Merkezde yer alan bu meydandaki kafelerden birinde oturup geleni geçeni izleyebilir, Bakü’nün gündelik hayatına tanıklık edebilirsiniz. Şehir merkezinde yürüdüğünüzde, her caddenin sonunda mutlaka buraya çıkarsınız.  Şehrin sokaklarında yürürken Sovyet döneminden kalan çeşmeleri izleyerek de  bu güzel meydanda bulabilirsiniz kendinizi.

Bu arada, kentin en yüksek yapısı olan, 310 metre yüksekliğindeki Bakû Televizyon Kulesi’ni de unutmamak gerekiyor. Burada, 175 m. yükseklikteki döner restoranda mola verip, Bakû’yu kuşbakışı izleyebilirsiniz.

Bakü manzarasının en güzel resmedildiği konum Şehitler Xiyabanı noktasıdır. Bir camii, çok sayıda anıt mezar ve yine Azerbaycan’ın simgelerinden olan aralıksız yanan bir ateş şehrin görülmeye değer öğeleri arasında, burada 90’lı yılların başında Kızıl Ordu ile savaşan Azeriler ve Karabağ şehitleri anısına bizdeki Çanakkale anıtına benzeyen bir anıt bulunmaktadır. Her biri 400’er metrelik 4 şerit halinde dizilmiş mezarlıkların uç kısmında sürekli ortasında sürekli alev yanan bir anıt bulunmaktadır. Devlet önde gelenleri her sene 20 Ocak’ta (20 Yanvar) burada yürüyüş gerçekleştirirler. Aynı zamanda 1. Dünya Savaşı sırasında bölgeye yardım gönderen Türk Ordusu şehitleri anısına bir anıt daha yer alır burada. İçinde sürekli canlı tutulan dev bir anıt, sürekli dalgalanan iki ülke bayrağı ve yanan bir meşale ile “Bir millet, iki devlet” sözünün ne anlama geldiğini görebileceğiniz en güzel mekân

Parlamento Caddesi üzerindeki 1948 yılında kurulan  Faxri Xiyabani (Devlet Mezarlığı) de gezilmeye değer yerler arasındadır. Burada Haydar Aliyev’in devasa mezarı dışında devletin önde gelen kişilerinin de mezarları bulunmaktadır. Devlet adamlarının dışında Azerbaycan ulusunun refahına katkıları olmuş doktor, sanatçı, bilim insanları ve ve sporcuların  mezarları burada görülebilir.  Bu kişilerin mezarları onları anlatabilen öyküleri olan heykellerle süslü. Hem görkemli bir heykel sergisini gezmek, hem de Azerbaycan’ın önemli kişileri hakkında bir fikir sahibi olabilmek için Bakü’ye yolu düşenlere, bu mezarlığı gezmelerini öneririm.

Zerdüst (Ateşgah) Tapınağı

Ateşin Azerbaycan ile yakın ilgisi var. Buraya odlar yurdu, yani ateş ülkesi deniyor. Azeri kelimesi de ateşe tapan anlamına geliyor. İşte, Azerbaycan ve Bakü’deki çok sayıda görülmeye değer yer arasında en önemlilerinden biridir.  Yaklaşık 4.000 yıl öncesi ateşperestlerin yaşadığı Bakü civarındaki Surakhanı kasabasındaki Ateşgah Tapınağı Zerdüştlük için önemli bir tapınak.  Ortada yanan büyükçe bir ateş, çevrede ise çeşitli bölgelerden hac için gelenlerin kalıp küçük bir delikten ateşe bakarak ibadetlerini yaptıkları hücreler bulunmaktadır. Bu tapınak medresevari yapıda ateşperestlerin ayinlerini, günahlardan arınmak için kendilerine işkence çektirdiklerini simgeleyen, günlük hayatlarını yansıtan mumyaları, resimleri, kabartmaları görmek mümkün. Buraya gelen Zerdüştler, çilehane olarak adlandırılan odalarda bedenlerine eziyet vererek günahlarından arınacaklarına inanırlarmış (sönmemiş kireç üstüne yatmak ya da üstüne ağır zincirler asmak gibi), odaların bir kısmında ateş tapınağını görecek biçimde küçük pencereler var, böylece inananlar oda içinde oturup ateşi seyrederlermiş. Günümüzde hücreler müzeye dönüştürülmüş olsa da, eski dönemlerden yakın tarihe kadar geçen olaylar hakkında bilgi veren eşya, maket ve figürler; zamanın tüm ruhunu taşımaktadır. Eskiden İpek Yolu tüccarları için önemli bir uğrak yeri olması, yapının başka bir özelliğidir.

Azerbaycan ve Nar 

Nar, tarihî çağlar öncesine dayanan bir meyve.  Çok eski zamanlara ait olan tapınaklarda yapılan arkeolojik kazılarda nar bitkisinin yaprak, dal ve tohumları bunun bir kanıtı olsa gerek. Bilim insanlarına göre narın vatanı Azerbaycan ve dünyaya da buradan yayılmış. Nar, Azerbaycan’ın yanı sıra Türkiye, Hindistan, Çin, Yunanistan, İran, Afganistan, Amerika, İspanya, İtalya ve daha bir çok  ülkede yetişmektedir, hatta İspanya’da bir şehre de ad vermiştir: Granada.

Azerbaycan masallarında, efsane, hikâye, mit, ata sözleri, deyim, alkışlarında, beddualarında, bulmacalarında türkü ve mânilerinde narın özel bir yeri var. Burada oğlanlar evlenmek istedikleri kızlara sevgi simgesi olan olgunlaşmış nar gönderirler. Yeni evlenenlerin ayaklarının altına nar atarlar ki, onlar bolluk içinde ve bahtiyar yaşasın ve nikâhları nar gibi bütün olsun, bozulmasın. Birçok yerler, kutsal mekânları narla süslerler.  Azerbaycan masallarında sık sık nar motifine rastlanır. Nar kızı, Nardan vs. olduğu gibi. Azerbaycan türkülerinde de narın ayrıcalıklı bir yeri var. “Nar ağacı, nar çiçeği, bir yıldızdır her çiçeği” gibi. Nar yalnızca masallara, türkülere renk katmamış, ressamların da sık sık seçtikleri meyve konumunda.  Azerbaycan’ın “Nar Festivali, Geleneksel Festivali ve Nar Kültürü” UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerinde yer almaktadır.

Son Söz

Özetle, Bakü, batılı petrol şirketlerinden miras 17. ve 18. Yüzyıl ”klasik Avrupa mimarisini” de barındıran ve sokaklarından caddelerine, bina cephelerinden meydanlarına kadar sayısız ”heykellerle” donatılmış muhteşem kent güzelliğiyle birlikte, çok sayıdaki tiyatroları, konser salonları, sinemaları, galerileri, müziğin her dalında konservatuarları ve çocuklardan yaşlılara ”yaratıcılık” okullarıyla da sadece Azerbaycan’ın değil, tüm Kafkasya’nın her açıdan kültür başkentidir.

Her şehrin bir hikayesi olduğu gibi, dokusu, kendisine özgü ve şehre ayak bastığınız an sizi çarpan bir kokusu olduğuna inanırım.  Bakü’nün kokusu ise neft (petrol) ve zeytin ağaçlarının karışımından oluşan ve sizde alışkanlık yapan bir koku.

Milattan öncesi tarihlere dayanan geçmişi ile birçok kültürü bünyesinde barındıran şehir, doğal güzellikleri, cana yakın misafirperver tutumu ve tarihi dokusunu her sokağına yansıtıyor.

Hazar Denizi’nin kıyısında Bakü’de Asya ile Avrupa, Müslümanlık ile Hıristiyanlık, Doğu ile Batı iç içe ama karşı karşıya yaşar. Bakü’yü yakından tanımak için Azeri genci Ali ile Gürcü Prensesi Nino’nun dillere destan aşkını anlatan Kurban Said’in başyapıtı olan Ali ve Nino’yu okumalısınız.

Kurban Said  tarafından yazılan (1937)  eserin konusu birbirinden farklı din ve kültürlere ait iki insanın aşkından oluşuyor. Doğu kültürünün bir parçası olan Ali Han Şirvanşir ve Batı kültürünün bir parçası olan Nino Kipiani arasındaki aşk lise sıralarında başlıyor. Tüm farklılıklarına rağmen birbirini seven çift ailelerinin itirazlarına ve Nino’nun çekincelerine rağmen evlilikle mutlu sona ulaşmış görünür, ancak şansızlıklar peşlerini bir süre bırakmaz. Ali’nin ülkesi olan Azerbaycan’da savaş çıkınca, Ali ülkesini korumak için cepheye gider ve orada yaşamını kaybeder. Nino’nun babasının engellemelerine rağmen evlilikle mutlu sona ulaştığı düşünülen hikâye bu acı sonla biter. Ancak Nino ve Ali’nin hikâyesi belki de tam bu noktada iki roman kahramanı olmaktan çıkıp ölümsüzleşmeye başlıyor.

Gürcistan’ın Tiflis şehrinde Tamara Kvesitadze isimli bir heykeltıraş, 2007 yılında Ali ve Nino’nun aşkından esinlenerek, 8 metre uzunluğunda bir heykel yapmaya başlar. 2010 yılında Gürcistan’ın ünlü şehri Batum’da, deniz kıyısına konumlandırılır ve adına da “Aşk Heykeli” denir. Motorlu bir mekanizma ile çalışan heykelin en güzel yanı ise kadın ve erkek heykellerinin önce göz göze gelmesi ve daha sonra iç içe geçerek tek bir vücut olmasıdır. Bu görsel şöleni merak ediyorsanız şöyle bir videosu da var. https://www.youtube.com/watch?v=aEi1apLlyjk

Kitabı bulamaz iseniz eğer, 2015 yapımı filmi izleyebilirsiniz. Yönetmenliğini dünyaca ünlü Hint asıllı İngiliz sinemacı Asif Kapadia üstlenmiş, başrollerini Maria Valverde, Adam Bakri ve Halit Ergenç’in oynadığı Ali ve Nino, Kurban Said’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır.

1 COMMENT

Yorumunuzu Buraya Yazabilirsiniz

Yorumunuzu Giiniz
Please enter your name here