Napoli

Roberto Saviano’nun Camorra mafyasını anlatan kitabı ‘Gomorra’, Carlo Ponti’nin “Dün, Bugün ve Yarın” ve Sophia Loren’nin ‘İtalyan Usulü Evlilik’ filmleri, konuları Napoli’de geçen yapıtlar. Napoli ile ilgili olarak tüm bildiklerim bunlardan edindiklerimden ibaretti.

Napoli “Yaşam Boyu Öğrenme Enstitüsü”nün 2011’de konuşma yapmak üzere yaptığı davet üzerine tanıştım Napoli ve Napoli’lerle… Napoli’ye ulaştığımda valizimin gelmediğini öğrendim. Pazar günü olduğundan kayıp bildirimi yapmak için uzun süre kimseyi bulamadım. Bir saatlik bir uğraştan sonra, birilerine ulaşmıştım, ancak, rahat ve lakayt bir biçimde kayıtları almaları valizime kavuşabilme umutlarımın kaybolmasına neden oldu. Ancak, sunum dosyalarım yanımda olduğuna göre diğerlerini çözerim herhalde diyerek, kalacağımız otele giderek, o zaman ev sahibi olarak gördüğüm sonradan çalışma arkadaşlığı ve dostlarım olan Napolilerle tanıştım.

Valizi bulmak için gösterdikleri çaba, akşam “çoraba ihtiyacın olabilir, çorap getirdim”, “kreme ihtiyacın olabilir krem getirdim”, “diş fırçan var mı? diyerek tek tek kapımı çalmalarını; sabaha karşı valizim teslim edildiğinde resepsiyondaki çocuğun sevincini; beni sabah farklı kıyafetle gören Napolili meslektaşlarımın alkışlarını hep gülümseyerek hatırlarım.

Napoli

Oysa ki, gitmeden önce Napoli hakkında okuduklarım hep uyarı niteliğindeydi, “aman dikkat”. “kapkaça ve kapkaççılara karşı”, “trafikte karşıdan karşıya geçerken”, “şehirdeki çöplere”, “kalabalığa” aman dikkat. Ya da, şehirde yapacak bir şey olmadığı, geçiş için kullanılabileceği yazıyordu. Oysa, Napoli beni benden aldı ve “aklım Napoli’de kaldı” diyerek döndüm. Daha sonra, birlikte proje yürütme davetleri ve Napoli “Yaşam Boyu Öğrenme Enstitüsü” danışma kurulunda yer almamı istemeleri, bana defalarca Napoli’ye gitme şansı ve olanağı verdi. Ancak, şunu kabul etmek lazım ki; ilk bakışta düzensiz, kirli ve karmaşık bir şehir. Ama kısa bir süre sonra, bu karmaşa içindeki hareketlilik, neşeli insanları, Napoli’nin tarihi, eski evleri ve dar sokakları, mahalle aralarında ipe dizilmiş çamaşırları, kaderine terk edilmiş binaları hayranlığınızı kazanmanıza neden oluyor, Napoli’nin evlerden ziyade sokaklara taşmış yaşamıyla.

Dikkatimi çeken bir başka nokta ise şehirde, arabaların çarpık, vuruk olmasıydı. Trafik düzeni olmadığı için, trafik kazaları oranı yüksek. Napolilerin araçlarının zarar görmesi çok da umurlarında değil, düzeltmek için çaba göstermiyorlar. Bu nedenle de, lambaları ve dikiz aynaları olmayan, çarpık kapalı arabalar hemen her yerde Napoli’de.

Napoli

Kısacası, o kadar da korkulacak bir şehir değil Napoli. Napoli’yi gezerken bir yanda eski krallık çağının görkemiyle bir yanda da Akdeniz’in kayıtsız ve mutlu yoksulluğuyla karşılaşıyorsunuz…

“Vedi Napoli e poi muori – Napoli’yi görmeden ölme” dedirtiyor insana.

İtalya’nın güneybatısında Vezüv Yanardağı ve Campi Flegri olarak adlandırılan iki volkanik bölge arasında yer alan Napoli, Campania Bölgesi’nin başkentidir. M.Ö. 750 yıllarında Yunanlılar tarafından keşfedilmiş. Şehrin adı, yunanca “Neopolis”, “Yenişehir” anlamındadır.

Yüzyıllarca yabancılar tarafından yönetilen Napoli, 763 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Napoli, 20. yüzyılda da hükümetin ihmalinin kurbanı olmuş, İtalya’nın üvey evladı muamelesi görmüş, en güzel limonların yetiştirildiği; en güzel zeytinyağına sahip bu şehre sahip çıkılmamış, meydan da mafyaya kalmıştır. Okuma oranı düşük ve işsizlik oranı yüksek bu şehirde, ara sokaklar neredeyse tamamen mafyanın kontrolünde. Mafya devlete karışmadıkça devlet de mafyaya karışmıyor. Öyle ki, katıldığım bir panelde, panelistler arasında yer alan bir sendika üyesi, Avrupa Birliği Projesi ile halkı mafyaya karşı bilinçlendirme konusunda neler yaptıklarını, ne tür eğitimler verdiklerini anlatmıştı.

Napoli’nin tarihi şehir merkezi, UNESCO Dünya Mirasları koruma listesine alınmış, kiliseleri, mimarisi ve sanatsal yönü ile kendisine hayran bırakmaktadır. Napoli limanı, yakınlarında bulunan pek çok Akdeniz adasına giden feribotların merkez limanıdır. Akdeniz’in ve Avrupa’nın da en büyük limanlarından biridir.

Meşhur İtalyan pizzasının doğduğu yerdir, Napoli. Öyle ki, Napoli’de her yıl Eylül ayında kutlanan en önemli festival, Pizzafest bayram havasında geçer. Ye, Dua et, Sev filminde film kahramanı Elizabeth Gilbert (Julia Roberts)’ın Napoli’deki pizza yeme sahnesini gülümseyerek hatırlarım hep.

Pizzanın üne kavuşması 1889 senesine dayanıyor. İtalyan halkının vazgeçilmez lezzeti olarak yüzyıllarca tüketilen pizza, mozzarella peyniri ve domates ile birlikte yoksulların yiyeceği olarak ortaya çıkmış. Ancak, bir gün kraliçenin sarayda yoksul yiyeceği pizzayı yemek istemesi üzerine, yoksul yiyeceğinin nasıl yapıldığını bilmeyen saray aşçılarını, pizza ustası arayışına iter ve hızlıca yapılabilmesi için Esposito’ya sipariş verilir. Esposito, İtalyan bayrağının renklerini içersin diye mozarella peyniri, domates ve fesleğen ile yaptığı pizzayı kraliçeye sunar. Pizzanın ismini soran kraliçeye heyecandan pizzanın adını unutan ve jest yapmak isteyen usta heyecanla, pizzanın ismini Margherita olarak tanıtır. Kraliçe Margherita, Esposito’ya yazdığı teşekkür mektubunda tadını çok beğendiği pizzadan “Pizza Margherita” şeklinde bahseder. Söz konusu mektup, tüm halk tarafından duyulur ve yoksul yiyeceği pizza saray mutfağındaki yerini alır. İlgili mektup, hala bugünkü adı “Pizzeria Brandi” olan pizza dükkânının camında sergilenmektedir. Pizzeria Brandi, margherita pizzayı, buffalo sütünden yapılmış mozzerella peyniri eşliğinde sunuyor. Masalar, sandalyeler, duvarlar ve tabii ki taş fırın ilk günkü haliyle korunmaya çalışılmış, duvarlar burayı ziyaret eden İtalya’nın ünlü sanatçılarının fotoğraflarıyla süslenmiş.

Napoli

Mafya ve pizzadan sonra Maradona şehirde tapılan bir isim. Napoli’yi şampiyon yapan gerçek bir kahraman olarak görülür, Maradona. 1984 yazında Napoli’ye transfer olan Maradona, burada yeniden efsaneleşmiş, Napoli’yi de efsaneleştirmiş.

Maradona, Napoli’de oynadığı yedi sene içerisinde Napoli’yi sıradan bir takım olmaktan çıkarıp, o dönemde, Kuzey – Güney çekişmesinde Milan, Juventus gibi güneyin takımları karşısında ezilen Napoli’yi, A serisinde her sezon zirve mücadelesine oynayan güçlü bir takım haline getirmiş.

Kendilerini İtalya’da ayrık otu gibi gören Napoliler, -ki kendi dilleri olarak İtalyanca yerine Napolitano’yu görüyorlar- İtalya’dan intikamlarını İtalya – Arjantin maçında Arjantin’i destekleyerek almışlardır. Üzerinde Maradona formaları ile çocukları, sokak ya da bazı restoran duvarlarındaki eski Maradona posterleri Maradona’nın Napoli için futbolcudan fazlası olduğunu anlıyorsunuz.

Ancak yıllar geçtikçe Maradona’nın kariyeri yükseldiği gibi hızla son bulmuş. Camorra adlı mafya örgütü ile içli dışlı olması, seks skandallarına adını yazdırması, kokain ve alkol kullanmaya başlaması kötü sonu getirmiş. Her ne kadar kötü bir son olsa da Napoli yerel halkı için Maradona halen bir efsane, herkes halen Maradona’yı delicesine seviyor.

Napoli

Yukarıda da söz ettiğim gibi, Napoli sokakları, iki bina arasında gerilmiş ipler üzerinde sıra sıra çamaşırları ve pencerelerindeki rengarenk çiçeklerle dolu binalarıyla görmeye değer. Çamaşırlar asılı binalarla dolu sevimli ara sokakları ayrı cezbediyor insanı. Rivayete göre, giysilerdeki günahların güneş tarafından buharlaştırılacağına; bir de büyük veba salgınları döneminden kalan bir alışkanlıkla güneşin giysilerdeki mikropları kıracağını inanıyorlar. Ne zaman o giysilere ihtiyaçları olursa o zaman ipten alıyorlar.

Napoli Napoli’nin canlı meydanı Piazza Plebiscito çevresindeki sokaklarıyla (Via Toledo – Via Chiaia) cıvıl cıvıl. Bir zamanlar otopark olarak kullanılmış olan bu geniş meydan, bugün araç trafiğine kapalı. Plebiscito “referandum” demek. Plebiscito Meydanı, 1863’de Napoli Krallığının Birleşik İtalya’ya katılma kararı nedeniyle verilmiş bir isim. Roma’daki Pantheon’u andıran görünümüyle San Francesco di Paola Kilisesi de bu meydanda bulunuyor. Kilise üzerindeki grafitiler çok hoş görünmese de yine de etkileyici.

Napoli

Meydanda İtalya’nın ve dünyanın en tanınan ve en eski opera evi olan Teatro San Carlo bulunuyor. 4 Kasım 1737’de ilk açılışı yapılan San Carlo Tiyatrosu Avrupa’nın hala kullanılan en eski lirik opera binalarından biri olup Napoli eski şehri ile UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne girmiştir. Binanın içi herhangi bir gösteriye katılmaksızın da gezilebiliyor. Bir ziyaretimde Puccini’nin Tosca, bir diğer ziyaretimde ise La Bohéme operalarını izleme şansını yakaladım. Muhteşemdi, inanılmazdı. Opera izlemeye şık bir kıyafetle gitme zorunluluğu var. Binanın içi, eserlerin sahneye konuşu çok etkileyiciydi. 300 yıllık bir bina, binanın korunması için yapılanlar, ülkemizde sanata verilen değerle karşılaştırılınca “burnumun direği sızladı” desem yalan olmaz.

Napoli

Piazza Plebiscito’nun girişinde ünlü Gambrinus Caffe 1860 yılından beri hizmet veriyor. Bu tarihi mekanın içi çeşitli sanatçılar tarafından dekore edilmiş. Napoli’ye gelip de buraya uğramamak olmaz. Kahvesi ve tiramisu tatlısı oldukça güzel. İçerdeki kahve kokusunu duymanız gerek. Bir rivayete göre bu ünlü kafe mafya tarafından işletiliyormuş.

Napoli

Ayrıca, Piazza Plebiscito Meydanı’nda Napoli’nin ünlü şans biberlerinden alabilirsiniz. Bu biberler, kurutulmuş kırmızı biberlerin plastiklerinin iplerle birbirine bağlanması ile oluşturulmuş, anahtarlık, kolye ya da duvar aksesuarı olarak bulabileceğiniz bir şans objesi. Üzerinde taşıdığınızda ya da evinizde yüksek bir yere astığınızda, bereket ve şans getirdiği, kötü ruhları sizden uzaklaştırdığına inanılıyor. Burası ev yapımı makarnalar ile limoncello, meloncello gibi içecekleri uygun fiyatlarla bulabileceğiniz bir yer.

Napoli

Kilisenin solundan aşağıya doğru deniz kenarına inip biraz kuzeye yürürseniz küçük bir ada üstüne inşa edilmiş Castel dell’Ovo (Yumurta Kalesi) karşınıza çıkıyor. Ada, Yunanlıların milattan önce 600’ lü yıllarda ilk olarak buraya gelip, şehri buradan kurmalarıyla ilk yerleşim yerini oluşturmuş. Bugünkü görünümüne 15. yüzyılda kavuşmuş. Bu kaleye yumurta kalesi (Castel dell’Ovo) denmesinin nedeni bir efsane. Büyü ve kehanetleri ile meşhur Romalı ozan Virgil, bu kalenin inşası sırasında sihirli bir yumurtayı kalenin temellerine yerleştirdiğinden ve eğer bu yumurta kırılırsa Napoli’nin başına felaketler geleceğini söylemiş. Gökyüzünün açık olduğu bir günde kalenin en üstüne çıkarsanız Napoli ve Vezüv’ün manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz.

Bu bölge Lungomare olarak isimlendiriliyor, bölge trafiğe kapalı, paten yapan, bisiklete binen gençler, akşam yemeği için süslenmiş hanımefendi ve beyefendileri görebilirsiniz burada. Yanyana restoranlar, barlar lokantalar tam keyif yapılacak yerler. Özellikle de tango severler için sahildeki Cafe Vanilla’da çalan tango eşliğinde caddede tango yapan çiftler görülmeye değer.

Napoli

Napoli’nin araba trafiğine kapalı bir başka tarihi mahallesi Spaccanapoli, şehri bıçak gibi ikiye böler. Anlamı da “Napoli’yi bölen cadde” anlamındadır. Napoli’nin bu bölgesi, kirli, tehlikeli olarak bilinir. Ancak, küçük, dolambaçlı, parke taşlı sokaklar, kiliseleri, taş duvarların yanına konumlanmış mini mini masalarıyla kahve satan dükkanları, kafeleri, küçük pizzacıları, hediyelik eşya dükkanları ve cadde üzerinde eskiden kalan dar ve kıvrımlı sokaklarıyla görülmeye değer. Bence Napoli’yi biraz daha iyi anlamak, Napoli’nin bütünü hakkında fikir sahibi olmak için görülmesi gereken yerlerinden biri.

Napoli’nin çevresinde Pompei, Capri Adası, Sorento gibi gezilebilecek farklı yerler var. Ben sadece Pompei’ye gidebildim. Gerisi artık bir dahaki sefere.

Günahlar Şehri: Pompei

Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde bulunan yerleşim yeri Pompei (taşlaşmış insanların yeri demek), M.S 79’da yanardağın patlamasıyla yok olmuş. “Tanrı onları zevke olan düşkünlükleri nedeniyle cezalandırdı” şeklinde inançlar var. Eskiden ülkenin en varlıklı insanlarının yaşadığı bu bölgede, varlığın getirdiği azgınlık ve şımarıklık ve sapkın davranışlar artmış. İmparator bile kendi kız kardeşlerine aşık olarak, yapılabilecek en sapkın hareketi yapar hale gelmiş. Yemek yemek asillerin en büyük eğlencelerinden biri haline gelmiş öyle ki, tekrar tekrar yemek için, yemekten sonra kaz tüylerini kullanarak kendilerini kustururlarmış.

Napoli

Yanardağın patladığı gün her şey normal giderken, şehirde bir deprem olur, ancak Pompei halkı bunu çok dikkate almaz. Vezüv Dağı’ndan hafiften şehre doğru gelen külleri de umursamayan halk, küllerin arkasından gelen güçlü ve yoğun kül tabakası ile karşılaştığında felaketin önemini anlar. Paniğe kapılanlar hızla deniz kenarına doğru koşarken, bir kısmı da evlerine kapanır. Ancak, deniz çok hareketlidir, dalgalar insan boyutlarını aşmış, gemileri fırlatmıştır. Buradaki insanların üzeri yoğun kül yağmuru ve kızgın taşlarla kaplanır. Evde kalanların sonu da farklı olmaz. Etrafı saran yoğun kükürt dumanından, etkilenerek dışarı çıkar ve üzerlerine kızgın taşlar düşer. Bu felakette yaklaşık 20 bin nüfuslu şehirde kimse kurtulamamıştır. O anda hangi hareket halinde iseler, o halleriyle (çocuğu ile birlikte kaçmaya çalışırken, elleri ile başını tutmuş, rıhtıma doğru koşmaya çalışan, sokak kapısını açmaya çalışan uyuyan insan bedenleri, kadın), yaşanan felaket gözler önündedir.

Napoli

Burası yüzyıllarca lavların altında kalarak korunmuş, yapılan kazılarla bazilika, restoranlar, hamamlar, ekmek fırını, adliye binası, pazar alanı, zengin ailelerin evleri, esir pazarı gibi ortaya çıkarılmış.

Özetle, Una Notte a Napoli şarkısını Pink Martini’den her dinleyişimde Napoli aklıma geliyor ve gülümsüyorum. Napoli, pizzaları, kahveleri, mafyası, doğal ve tarihi güzellikleri ve sanki, Vezüv yanar dağının yaklaşık iki bin yıl önce yaptıklarını unutmadan, yaşamdan keyif almayı ön plana çıkaran Napolilerle, Sophia Loren’in şehri görülmeye değer.

2 COMMENTS

  1. Napoli’ye gitmeyen biri senin kaleminle, herşeyi adera bir film gibi son derece canlı şekilde gözlerinde canlandırabilir…
    Müthiş bir anlatım gücü!
    Teşekkürler.

Yorumunuzu Buraya Yazabilirsiniz

Yorumunuzu Giiniz
Please enter your name here