Amasya; Kral mezarlarının, elmanın, Ferhat ile Şirin’in, Osmanlı şehzadelerinin eserlerinin, zamana karşı ayakta kalan taş işçiliğinin güzel örnekleri camilerin, hamamların, medreselerin, külliyelerin, çeşmelerin, taş köprülerin şifa hanenin, bimarhanenin, gece Yeşilırmak nehri kenarındaki rengarenk ışıklandırılmış eski konakların, nehrin iki yakasındaki ara sokaklardaki kafelerin, su değirmenlerinin, güzel yemeklerin şehri. Cumhuriyetimizin temellerinden olan Amasya Tamiminin yayımlandığı, zengin mutfağı ile damağınızı şenlendirecek bir şehir. Geçmiş ile günümüz arasında size masal yolculuğu yaşatacak bir şehir Amasya.

İki dağ arasına ve Yeşilırmak’ın iki yakasına kurulmuş Amasya. Şehrin iki yakasını bağlayan Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma köprüler günümüzde sapasağlam ve halen kullanılıyor.

Şehre gece vardığımızda; manzara, ırmak kenarında ve ara sokaklardaki ışıklandırma, caddelerdeki kafeler, müzik sesleri gelen konaklar bir Akdeniz ülkesinde imişim duygusu yaşattı.

 

Konakladığımız Emin Efendi Konakları bir aile büyüğünüzün evinde misafir olduğunuz duygusunu yaşatacak kadar güzel ve samimi idi. Restorasyonlar, doğal dokuyu bozmadan, odalarda size her türlü konforu sunacak biçimde yapılmış. Asansör yok doğal olarak, dar ve hafif gıcırdayan merdivenlerden çıkıyorsunuz. Ama odalar temiz, sıcak ve tüm standart otel unsurlarını içeriyor.

Canlı müzik eşliğinde yenen yemekten sonra gece ara sokaklarda kaybolarak gezmeniz, bir kafede tarçınlı salep içerek ırmağın kokusu ile yukarılardan gelen dağ kokusunu içinize çekmeniz mümkün.

Sabah günün aydınlığında, gecenin renkleri kaybolmuştu. Ancak şehir başka bir muhteşem manzara ile günaydın diyordu.

Amasya’da yollarda yoğun bir trafik yok, ama ciddi bir medeniyet göstergesi olarak, yola adımınızı attığınız anda trafik duruyor ve size yol veriyorlar. Küçük bir şehir olduğu için araba park yeri için ayrılan bölgeler sınırlı. Bu nedenle şehri zaman zaman köprüleri kullanarak yürüyerek gezmenizi öneririm. Zaten Yeşilırmak üzerindeki bir köprüden geçerken sağınızda solunuzda yer alan restore edilmiş konaklara hayran kalıyorsunuz, bir başınızı kaldırınca dağlardaki kral mezarları sizi şaşırtıyor, her köşe başında ecdat yadigarı camiler, hamamlar ve tüm eserler sizi gururlandırıyor.

Şimdi alın çayınızı, kahvenizi elinize birlikte gezelim Amasya’yı.

Kral Kaya Mezarları

Antik Çağ’ın önemli uygarlıklarından olan Pontus Krallığı Pers Satraplarından I. Mithridates Ktistes tarafından Amasya kurulmuş (MÖ.301-47) ve Pontus Krallığı’nın başkenti olmuş.  Harşena Dağı’nın güney yamacına anıtsal kaya mezarları inşa edilmiş.

Öldükten sonra dirileceklerine inanan Pont Kralları, bedenlerinin sağlam kalması için kayalara yaptıkları anıt mezarları, ana kayadan “U” şeklinde ayrılıyormuş, böylece kayalardan gelen suyun cesedi çürütmesini engellemek amaçlanıyor  imiş.

Zengin ölü hediyeleri ile gömüldüklerine inanılan Pont Krallarının mezarları, Romalılar tarafından yağmalanmış ve sonra mezar özelliklerini yitirmişler.

2015 yılında UNESCO tarafından hazırlanan Dünya Geçici Miras Listesine girmiş bu Kaya Mezarları.

Şehzadeler Müzesi

Yalıboyu’nun en eski köprülerinden Alçak Köprü’nün ayağında, Kral Kaya Mezarları’nın eteklerinde, Yeşilırmak’ın kıyısındaki eski sur duvarları üzerinde kurulu iki katlı ahşap bina, Şehzadeler Müzesi olarak tasarlanmış. Müzede, Şehzadelikleri Amasya’da geçmiş olan Osmanlı Sultanlarının heykelleri ve o dönemi yansıtan kıyafetleri bulunuyor.

Müzenin üst katında bulunan yedi heykel, şehzadelik dönemlerini Amasya’da geçirdikten sonra Sultan sıfatıyla Osmanlı tahtına oturmuş şehzade ve sultanlara ait. Bunlar: Yıldırım Bayezid Han, Çelebi Mehmet Han, II. Murat Han, Fatih Sultan Mehmet Han, II. Bayezid Han, Yavuz Sultan Selim Han ve III. Murat Han.

Alt katta bulunan beş heykel ise yine şehzadelik dönemlerini Amasya’da geçirmiş, ancak Osmanlı tahtına oturamamış şehzadelere ait. Bunlar: Kanuni’nin oğulları Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid, II. Murat Han’ın oğulları Şehzade Ahmet ve Şehzade Alaeddin ve II. Bayezid Han’ın oğlu Şehzade Ahmet.

Büyükağa Medresesi

Kapı Ağası Medresesi ya da diğer adıyla Büyük Ağa Medresesi Sultan II. Bayezid’in Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından 1488 yılında yaptırılmış. Planı klasik Osmanlı medrese formundan farklılık gösteriyor, özellikle Selçuklu mezar anıtlarında görülen sekizgen plan şeması ilk kez bu medresede uygulanmış

Büyük kemerli bir kapıdan giriliyor içeriye. Sekizgen meydanın ortasında bir havuz, etrafında son derece zarif kemerli sütunlar ve revaklar bulunuyor. Bu sütunların arkasında ise mescit ders mekanları ve öğrenci odaları bulunuyor.

Saraydüzü Kışla Binası- Milli Mücadele Müzesi

Mustafa Kemal’in 1919 yılı Haziran ayında Amasya’ya geldiğinde konakladığı ve Amasya Tamimi’nin kaleme alındığı yer olan Saraydüzü Kışla Binası bu tarihi önemi gözeterek aslına uygun bir şekilde Yeşilırmak kıyısında yeniden inşa edilmiş.

Günümüzde Amasya İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılan binanın, son katında Milli Mücadele Salonu bulunuyor. Bilgisayarlarını ve kitaplarını açmış ders çalışan öğrencilerin arasından geçerek üst kata çıkıyorsunuz.

Burada, Mustafa Kemal’in Amasya’ya gelişi, Culistepe Mevkii’nde yerel heyetin karşılama anı 12 balmumu heykel ile canlandırılmış.

Müzeden çıkınca sağ tarafınızda yine zarif bir köprü var karşıya geçmek için. Kunç Köprü adındaki bu köprü, Selçuklu Sultanı II. Mesut’un annesi Hondi Hatun tarafından 13. yüzyılda yaptırılmış. Kısmen kesme taş, kısmen tuğla kullanılarak yapılmış köprüde; kuvvetli su akıntılarından korunmayı sağlamak için sel yaranlar yapılmış. O dönemin mimarlık ve mühendislik uygulamaları; doğanın kuralları ile kavga etmek yerine onlara saygıyla yaklaşmayı tercih ediyorlarmış galiba. 

Müzenin önünde ise su akış hızı ile hala dönen bir su değirmeni var. Bu şehir masal alemi gibi, başınızı ne yana çevirseniz sizi şaşırtan bir eser ile karşılaşıyorsunuz.

Köprüden karşıya geçince, günümüzde de kullanılan ve taş kubbelerinden beyaz dumanlar yükselen Kumacık Hamamı görünüyor.

Kapıağası Ayasağa tarafından 1495 yılında yaptırılmış bu hamamda, kare planlı soyunmalığın üzeri Türk üçgenleri ile geçilen büyük bir kubbe ile kapatılmış. Sıcaklık kısmı, bir ana kubbe, dört eyvan ve iki halvet hücrelerinden oluşuyormuş. Kubbeler ise dıştan alaturka kiremitle örtülü.

Amasya’da aynı yol üzerinde yürürken, Yörgüç Paşa’nın oğlu Mustafa Bey tarafından 1436 yılında yaptırılan ve günümüzde de kullanılan Mustafa Bey Hamamı’nı da görmek mümkün. Hamamın biraz ilerisinde gökyüzüne uzanan ağaçların gölgesinde Mehmet Paşa Cami zarafeti ile sizi selamlıyor.

Bu cami, Sultan II. Beyazıt’ın oğlu Şehzade Ahmet’in lalası Mehmet Paşa tarafından 1486 da yaptırılmış. Külliye: cami, türbe, imarethane, tabhane, Türk hamamı ve handan oluşmakta.

Halen yürüyerek geziyoruz, başınızı çevirdiğiniz her yer sizi şaşırtmaya devam ediyor ama en ilginç mekanlardan biri olan Bimarhane, sadece Amasya’nın değil belki de Ülkemizin en özel mekanlarından biri.

Sabuncuoğlu Şerefettin Tıp ve Cerrahi Müzesi

Bu dantel gibi taş işçiliği olan kapıdan; 700 yıllık mimarisi ile Avrupa ve Anadolu’nun ilk akıl hastanesi olan eski adıyla BİMARHANE, yeni adıyla Osmanlı döneminde yaşamış olan Sabuncuoğlu Şerefettin ile birlikte cerrahi nitelik kazanmış olan Şerefettin Tıp ve Cerrahi Müzesi’ne giriyorsunuz.

Bahçede şifalı aromatik bitkilerin yetiştirildiği bir bölüm de var.

Amasya’da, İlhanlılar Döneminden günümüze kalan tek esermiş. İlhanlı Sultanı Mehmet Olcaytuğ Han bu yapıyı 1308-1309 yılları arasında eşi Ilduz Hatun adına yaptırmış. Zihinsel rahatsızlığı olan hastalar burada ilk kez su sesi ve müzik ile tedavi edilmişler.

Sabuncuoğlu Şerefettin (1385-1470) Fatih Sultan Mehmed döneminde, burada ondört yıl başhekimlik yapmış. Bir çok hastalığa şifa bulmuş ve yazdığı kitaplar, tedavide kullandığı araçlar ve yöntemler günümüz tedavi yöntemlerine ışık tutmuş. Okurken bu ifadelerin abartılı olduğunu düşünebilirsiniz. Ama ben, sergilenen tıbbi cihazlar, heykeller ile canlandırılan muayene ve teşhis yöntemleri ve kullanılan müzik aletlerini görünce hayranlık ve şaşkınlık arasında kaldım.

Sabuncuoğlu Şerefeddin’in kendi yazmış olduğu ve ilk Türkçe cerrahi eser olan Cerrahiyyetü-l Haniye kitabındaki çizimlerden yola çıkarak yaptırılan 10 ayrı branştaki tıp ve cerrahi aletlerinin sergilendiği ve tedavi yöntemlerinin gösterildiği Sabuncuoğlu Salonu, cerrahi operasyon ve tedavilerin yapıldığı Sabuncuoğlu Kliniği ve o dönemki hastalara uygulanan müzikoterapide kullanılan musikinin temel aletlerini görebileceğiniz ve tedavide uygulanan Türk Musikisi makamları hakkında detaylı bilgi edinebileceğiniz Müzik Tedavi Salonu bulunmakta.

Bu salonlarda, sizi o dönemin ruhuna götürecek kadar iyi düzenlenmiş ve bir müzeyi değil de bir tedavi merkezini geziyormuşsunuz gibi hissettiriyor.

Bu müzeden çıktığınızda Yeşilırmak sağınızda etrafa hayran hayran bakarken, II. Bayezit Külliyesi, tüm görkemiyle karşınıza çıkıyor. Amasya tüm farklılıkları aynı mekana sığdırmış, başınızı diğer tarafa çevirdiğinizde dağlardaki kral mezarları görünüyor.

Bayezit Külliyesİ

Kilitli taşlar ile yapılmış kapıdan büyük bir avluya giriliyor. II. Bayezid Külliyesi 1485-1486 yılları arasında Osmanlı Sultanı II. Bâyezid’in talimatıyla Amasya Sancak Beyi Şehzade Ahmed tarafından yaptırılmış. Eldeki mevcut 1496 tarihli vakfiyede belirtildiği üzere külliye birimleri; cami, medrese, imaret, mektep ve köprüden ibaretmiş.

Avluda asırlık bir çınar var ve bu çınar yukarıdan aşağıya dilim dilim bölünmüş gibi duruyor. Yıllarca paratoner görevi görüp yıldırımları üzerine çekmiş ve etraftaki binaları korumuş.

Avluda yeşil çimler ve asırlık ağaçların ortasında ince sütunları olan zarif bir şadırvan bulunuyor. Avlu ortasında yer alan 12 kenarlı şadırvan, 12 sütunun taşıdığı, 12 yüzlü sivri piramit bir çatıyla örtülü.

Tam karşınızda ise; tek katlı, kare planlı, küçük bir bina var. Burası namaz vakitlerinin belirlendiği muvakkithane, iç mekan duvarları ve tavanı kalem işi bezemeler ile süslü bina 1842 yılında yapılmış.

Yan mekânlı ya da zaviyeli cami mimarisinin seçkin örneklerinden biri imiş bu cami.  Kubbe içi ve pencere kemerlerinin üzeri zengin kalem işleri ile süslenmiş. Ahşap pencere kanatları 15’inci yüzyıl ahşap kündekârî tekniğinin güzel örneklerindenmiş. Caminin mukarnas süslemeli, ihtişamlı taç kapısı üzerindeki üç satırlık mermer kitabe Hattat Ali bin Mezid’in eseri imiş.

İçinde gezerken ve yolda dışından yanından geçerken; saygıyla ve rahmetle anıyorum emeği geçenleri ve yıllara direnen bu eserlerin mimarlarını.

Amasya Müzesi

Müze binasının  yanında bulunan müze bahçesi içerisinde açık teşhirde; Hitit, Helenistik, Roma, Doğu Roma, İlhanlı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserler sergilenmekte.

Müzenin birinci katında Mumyalar Salonu’nda 14. Yüzyıl İlhanlı Dönemi’ne ait mumyalar, cam tabutlar içinde sergileniyor.

Renkleri ve formları çok iyi durumda değil. Bunun sebebi yıllar önce bir sel felaketi sırasında müzedeki tüm eserler suya kapılıp gitmiş, sonradan toplanıp bir araya getirilenler sergileniyormuş.

 

Müzenin birinci katında etrafı özel koruma ile sergilenmekte olan Roma Dönemi villasına ait “Elmalı Taban Mozaiği” ilginç, ağacın üzerinde kırmızı elma figürleri var.

Amasya’nın geçmişte de elma yetiştiriciliğinde önemli bir merkez olduğu anlaşılıyor.

Amasya elması küçük, kırmızı beyaz formu ve tadı ile özgün bir elma çeşidi. Ancak bu gezide bir şey daha öğrendim. Sadece Amasya elması yatay olarak ortadan kesildiğinde içinden yıldız şekli çıkıyormuş.

Amasya, özgün ve lezzetli yemekleri ile de tanınıyor. Ben bu gezide ilk kez denediğim ve tadına hayran kaldığım kuru bakla ile hazırlanan bakla dolmasının resmini paylaşayım, çünkü tadını nasıl anlatacağımı bilemedim, sadece enfes diyeyim.

Amasya mutfağı denince çöreği anmadan geçmek olmaz. Sade, haşhaşlı ve cevizli olarak yapılan bu çörek bir çok yerde satılıyor.

Ancak hamurunun sırrını vermeyen, ara sokakta küçük bir dükkan var. Galip Ustanın dükkanının içi dolu, önü kuyruk. Önceden toplu sipariş verdiğimiz halde uzun süre bekledik almak için. Beklemeye değdi, damak çatlatan çörekleri denemeden dönmeyin Amasya’dan.

Bir hafta sonunu sakin, tarihi dokusu korunmuş, ancak insanları son derece medeni bir şehirde geçirmek, güzel yemekler yemek isterseniz, ya da yol üstü geçerken yarım gününüzü ayırırsanız inanın pişman olmazsınız. Amasya sizi dostça ağırlayacaktır.

6 COMMENTS

  1. Gezginlere ışık tutacak son derede güzel ve detaylı bu tehber için Kültür Gezginleri adına çok teşekkür ediyorum.

  2. Harika bir anlatım.Oturduğum yerden keyifli bir Amasya gezisi yapmış oldum, ilk fırsatta gidip bu güzellikleri deneyimlemek isterim.
    Çok teşekkürler.

  3. Tokat lı olmam sıfatıyla Amasya yı bildiğimi sanırdım ama meğerse bilmiyormuşum. Harika anlatım müthiş gözlemle zevkle okunan bir gezi yazısı.

  4. Her yönü ile usta bir gezgin yazısı bizi Amasya’ya davet ediyor. Yazı icin ayrı, fotograflar icin ayrı kutluyorum. Site, gercekten alanında en seckin basvuru kaynaklarından biri oldu, emegi gecenleri ayrıca kutluyorum. Salim Koç

    • Çok teşekkürler güzel yorumlarınız için. Amasya gerçekten gezilmesi gereken bir şehir. Güzelliğini paylaşmak istedik.

Yorumunuzu Buraya Yazabilirsiniz

Yorumunuzu Giiniz
Please enter your name here